Mikrobiyotamız Yaşam Kalitemizi Şekillendiriyor


MİKROBİYOTAMIZ YAŞAM KALİTEMİZİ ŞEKİLLENDİRİYOR
20-05-2021

Yaşamımızı sağlıklı bir şekilde sürdürmenin en önemli anahtarlarından biri mikrobiyota...

Vücudun ağız,deri,vajina,bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerine yerleşmiş bakterilere o bölgenin "mikrobiyota"sı denilmektedir.Son dönemlerde sıklıkla duyduğumuz mikrobiyota,insanlarla yaşayan özel türlerin tamanını ifade etmektedir.Bu mikrobiyota adı verilen topluluk ,son çalışmalarda desteklendiği üzere homeostaz ve konakçı sağlığı için zorunludur.

İnsanlarda sindirim sistemi mikrobiyotası ,doğumdan hemen sonra şekillenmeye başlamaktadır. Fetal dönemde intestinal sistem steril kabul edilmektedir.Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar ile intrauterin ortamda da bakteri varlığı gösterilmiştir. Bu kolonizasyonun da mekonyum kolonizasyonu ile olabileceği varsayılmaktadır.Mekonyumdaki bakteri varlığı anneden bebeğe, annenin bağırsak mikrobiyotasından  transfere bağlanmaktadır. Bu da doğumdan önce  infantın mikrobiyotasının şekillenmesine katkıda bulunmaktadır.

Bebeklerde doğum şekli de intestinal mikrobiyotanın şekillenmesinde son derece önemlidir.Vajinal doğum ile dünyaya gelen bebekler , vajinal  kanaldaki birçok mikrorganizmayla karşılaşarak bebeğin intestinal mikrobiyotası oluşur. Sezeryan ile doğumda ise ,bebeğin intestinal sistem mikrobiyota kompozisyonu deri mikrorganizmalarına benzer şekilde oluştuğu görülmüştür. 

Bağırsaktaki mikrobiyota 2 kilo ağırlığında ve hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul edilmektedir.Sinir ağırlığına sahip bağırsağa "ikinci beyin"de denilmektedir.İnsan gastrointestinal sistemi yüzey alanı bakımından 200 m²  alana sahip ve mikroorganizmalar için uygun yaşam koşulları ve gerekli besin ögelerini bulundurmaktadır.

Canlılar için elzem olan vitaminler diyet eksojen yolla karşılanacağı gibi bazıları intestinal mikrobiyota tarafından sentezlenmekte ve emilimi gerçekleşmektedir.İnstestinal mikrobiyota K ve B grubu vitaminlerini sentezlemektedir.Ayrıca kalsiyum,demir ve magnezyum absorbsiyonunda görev almaktadır.

Bağırsak mikrobiyotası ; doğum şekli,anne sütü alımı,antibiyotik kullanımı ve beslenme gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir.

Mikrobiyota ve Beslenme

Beslenme, mikrobiyotada oluşan birçok değişikliğin sorumlusu olarak görülmekte ve düzenlenebilir bir etmen olması nedeniyle ilgi çekmektedir.Mikrobiyotayı etkileyen en önemli faktörlerden biri anne sütü olarak kabul edilmektedir.Çünkü yenidoğan için gerekli tüm besinleri sağlayan ve kolayca sindirilebilen en ideal gıdadır.Anne sütü prebiyotikleri (anne sütü oligosakkaritleri ) ve probiyotikleri (Bifidobacterium ,Lactobacillus ) bir arada içeren besindir ve sağlıklı bir şekilde bağırsak mikrobiyotasının gelişmesi için bebeğe aktarılan çok sayıda non-patojen bakteriyi içinde barındırmaktadır.Anne sütünden sonra ek besinlere geçiş sürecinde , seçilen besinler ve beslenme modeli mikrobiyotayı şekillendirmektedir.Bağırsak mikrobiyotasının ortalama 2-3 yaşlarında yetişkin mikrobiyota kompozisyonuna ulaştığı kabul edilmektedir.

Yüksek hayvansal protein ve doymuş yağ; düşük posa ve karbonhidrat içeren diyetlerin bağırsak mikrobiyotasının zenginliğini ve çeşitliliğini azalttığı ,yüksek posalı ve bitkisel bazlı diyetlerin ise arttırdığı saptanmıştır.Prebiyotikler ; mikrobiyota kompozisyonunu değiştirir, mikrobiyota fermantasyonunu iyileştirir,açlık hissini azaltır.Probiyotikten zengin beslenme ile toplam kolesterol ve LDL kolesterol seviyesinde azalma saptanmıştır.

Probiyotiğin bir insan organizması üzerindeki etkileri kapsamlıdır ve klinik muayene, gatrointestinal  sistem bozukluklarının tedavisinde seçilen mikroorganizmaların tartışılmaz yararlı etkilerini kanıtlamaktadır.Probiyotik preparatlar ayrıca sağlıklı bireyler tarafından önleyici amaçlar için, yararlı sağlık etkileri elde etmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için sıklıkla kullanılmaktadır.

Prebiyotikler ise ; enginar, sarımsak ve soğan gibi yiyeceklerde doğal olarak bulunur. Bağırsaktaki dost bakteri seviyesini artıran “bifidojenik” etkiye sahip olmak için bu yiyeceklerin büyük bir miktarını tüketmek gerekebilir. Bu nedenle, birçok insan, dost bakteri düzeyine ulaşmalarını sağlamak için prebiyotik bir takviye veya probiyotikler ve prebiyotik takviyelerin (simbiyotikler olarak adlandırılır) bir kombinasyonunu almayı daha kolay bulur.

Antibiyotikler mikrobiyotayı nasıl etkiliyor?

Mikrobiyota kompozisyonunu değiştiren temel faktörlerden biri de antibiyotiklerdir.Bildiğimiz gibi antibiyotikler yalnızca hedef patojene etki etmiyorlar.Vücudumuzu ve floramızı da etkiliyorlar.Aşırı antibiyotik kullanımının, antibiyotiklere dirençli patojenleri arttırma yönünde de olumsuz etkileri mevcuttur.Bu nedenle antibiyotik bitiminden sonra probiyotik destek alarak bağırsak mikrobiyotasını eski haline döndürebiliriz. Probiyotiklerin uygulanmasına antibiyotik tedavisinin ilk gününde başlanmalı ve antibiyotik tedavisinin bitiminden sonra 1-2 hafta devam edilmelidir.

Bağırsak mikrobiyotasının hastalıklarla ilişkisi

Mikrobiyotanın sağlık ve hastalık üzerinde çeşitli etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Bağırsak mikroflorası genellikle bağırsakta bulunan ancak diyet, yaşam tarzı, toksinlere maruz kalma ve antibiyotik tedavisinden etkilenebilen mikroplardan oluşur. Sağlık, hastalık, bağışıklık sistemi ve mikrobiyotadaki değişiklikler arasında bir ilişki vardır. Obezite, otoimmün hastalıklar ve enfeksiyonlar gibi çeşitli rahatsızlıklarda zararlı bakterilerin baskın olmaya başladığına inanılıyor. Probiyotikler, bağışıklık hücreleri ile doğrudan etkileşim yoluyla gastointestinal kanalındaki bağışıklık dengesinin korunmasında rol oynar. Bu nedenle probiyotikler, zararlı mikroflorayı yararlı mikroorganizmalarla değiştirerek "disbiyoz" ile mücadele için bir araç haline gelmiştir

Organizmayla dost bağırsak mikrobiyotabağışıklık,sağlık ve hastalığın düzenlenmesinde rol oynamaktadır.  Mikrobiyota, bağışıklık fonksiyonunu biyolojik aktif metabolitler sayesinde etkiler ve mikrobiyotanın değişimi (disbiyozis) pek çok hastalığın gelişiminde kritik rol oynar.Bağırsak mikrobiyotası beyin ve bağırsak arasında karşılıklı bir ilişki oluşturarak insan sağlığı üzerinde temel ve önemli bir rol oynar.Obezite,diyabet gibi metabolik hastalıklar ve şizofreni,otizm,anksiyete,depresyon gibi nöropsikiyatrik bozukluklarla bağırsak mikrobiyotası arasında bağlantı vardır.

Hafif ve Orta Derecede Depresyon

Diyet, zihinsel sağlık koşulları riskini etkilemede bir rol oynayabileceğinden özellikle ilgi çekicidir.Örneğin, Akdeniz diyeti de dahil olmak üzere yüksek kaliteli diyetler depresyona karşı koruyucuyken,batı diyeti gibi düşük kaliteli diyetler artan depresyon riski ile ilişkilidir.

Klinik öncesi ve klinik çalışmalar, probiyotikler kullanıldığında depresif semptomların hafiflediği görülmüştür. Olumlu etkilere bağırsak-sinir sistemi ekseniyle aracılık edildiği , inflamasyonu azalttığı ve serotonin düzeylerini arttırdığı düşünülmektedir.

 

 

 

 

 

 

Yazı içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazıyı Paylaş