Yetişkinlerde Yaygın Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar ve Belirtileri- 1


Yetişkinlerde Yaygın Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar ve Belirtileri- 1
16-10-2022

Duygudurum Bozuklukları 

1) Depresif Bozukluklar: Depresif bozuklukların  DSM-V’e göre  sınıflandırılmasında kendi içinde 3 alt kategoriye ayrıldığı görülmektedir. Bunlar:

a) Majör Depresyon Bozukluğu

En az 2 haftadır devam eden çökkün duygudurum, enerji kaybı , iştah ve uyku düzeni değişiklikleri, odaklanma sorunları, değersizlik veya suçluluk hissi, yaşamın bir anlamı olmadığını veya ölümü düşünme, kişinin özbakımının  azalması ve bununla birlikte mesleki ve sosyal hayattaki işlevsellikte azalma ve bozulma ile karakterize bir durumdur. Yaşam boyu görülme sıklığı %12-25 civarındadır. Çevresel faktörler, travmatik yaşam olayları, boşanma, istismar veya kalıtsal yatkınlık gibi  pek çok tetikleyicisi bulunmaktadır.

   Majör Depresyon farklı tiplerde görülebilmektedir. Bunlar:

Atipik Özellikli: Klasik depresyonun tersine olumlu yaşam olaylarına olumlu tepkiler mevcuttur  ve aşırı yeme, bol uyku ile karakterizedir.

Katatonik Özellikli: Psikomotor becerilerde bozulma ile karakterizedir. (Konuşmamak, tepkisizlik ve ilgisizlik)

Psikotik Özellikli: Depresyonun ağır bir çeşidi olup; Sanrı. Varsanı ve düşünce bozuklukları ile seyretmektedir. İntihar riskinin en yüksek olduğu depresyon çeşitlerindendir.

Melankolik Özellikli: Yorgunluk, isteksizlik, iştah kaybı, suçluluk duyguları ile karakterizedir ve depresyon tablosu ağır seyreder.

Mevsimsel Özellikli: Genellikle kış aylarında kendini gösteren depresyon türüdür.

b) Distimi (Süregiden Depresyon Bozukluğu)

Distimi terimi;  hafif derecedeki depresyon belirtilerinin en az 2 yıl süresince ve arada düzelme dönemleri olmadan sürmesi olarak tanımlanabilir. Majör depresyona göre şiddeti daha hafiftir fakat kronik olması nedeniyle yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Distimik bozukluk daha gizli ve yavaş seyirde ilerleyicidir ve kronik bir gidiş izler. Genellikle bireyin sosyal işlevselliğinde belirgin düşüş görülmez.

c) Postpartum (Doğum Sonrası ) Depresyon

Doğum yapan kadınlarda doğum sonrasında meydana gelen ve özellikle doğumdan sonraki ilk üç ayda ortaya çıkan depresyon tablosu olarak tanımlanabilir. Bu tabloda, depresyonun  keyif alamama, isteksizlik, hayattan zevk alamama , enerji kaybı , iştah ve uyku değişiklikleri gibi bilinen özellikleri mevcuttur. Ek olarak postpartum depresyonda ağlama atakları, yoğun suçluluk duyguları, bebeğe karşı ilgisizlik görülebilmektedir.  Yaşam öyküsünde depresif geçmişi olan, sosyal destek mekanizmaları sınırlı olan ve ekonomik güçlükler yaşayan annelerde görülmesi mümkündür.

d) Premenstürel (Aybaşı Öncesi) Disfori  Bozukluğu

Kadınların regl dönemleri yaklaşırken görülebilen, fiziksel belirtilere; gerginlik, duygusal dalgalanmalar, öfke keyifsizlik, huzursuzluk gibi ruhsal yakınmaların da eşlik ettiği bir tablodur. Adet dönemindeki kadınların %3-8’ i yaşam kalitelerini bozacak düzeyde bu durumdan etkilenmektedir.                                                                                                                       

2) Bipolar Bozukluk

Bipolar bozukluk, iki ayrı hastalık dönemi ile karakterize bir durumdur. Bu dönemlerin bir tanesinde taşkın duygudurum(mani), diğerinde ise çökkün duygudurum (depresyon) bulunmaktadır. Yatışma ve alevlenme dönemleriyle seyreden olağandışı  duygudurum değişiklikleri mevcuttur. Henüz sebebi tam olarak keşfedilememiş olsa da genetik etmenlerin hastalıkta rol  oynadığı düşünülmektedir. Toplumda ortalama  yaygınlığı %2-3 civarındadır. Ortalama başlangıç yaşı 20-25 yaş aralığı olup, cinsiyetler arasında görülme sıklığı arasında bir fark yoktur.

Mani döneminde; duygudurumda yükselme, konuşmada ve düşünme sürecinde hızlanma, aşırı coşkulu olma, grandiözite (büyüklük sanrıları),  uyku ve yeme-içme ihtiyacında azalma, aşırı para harcama, riskli davranışlar ve cinsellik davranışında artma gibi belirtiler mevcuttur.

Depresyon döneminde ise mani döneminin tam zıttı şekilde çökkünlük, umutsuzluk, özgüvende azalma, değersizlik hisleri, iştahsızlık, suçluluk duyguları ve intihar düşünceleri görülmektedir.

Bipolar bozukluk farklı alt  tiplere ayrılmaktadır. Bunlar:

a) Bipolar- 1 Bozukluğu

Bipolar-1 bozukluk tanısı için en az bir mani dönemi veya karma dönem olması gerekmektedir. Ek olarak depresif dönemler de görülür. Genellikle hastane yatışının gerekli olduğu bir tablodur ve hastaların yarısında hastalık dönemlerinde psikotik belirtiler görülür.

b) Bipolar-2 Bozukluğu

Bipolar-2 bozuklukta, daha uzun ve tekrarlayıcı depresyonlar ve mutlaka en az bir hipomani (Mani döneminin daha hafif hali olarak tanımlanabilir) atağı olması gereklidir. Bipolar-2 de mani dönemi bulunmaz.

c) Siklotimik Bozukluk

Depresyon ve mani tablolarına benzer  periyotların görüldüğü fakat her ikisinin de çok belirgin  ve aşırılıkla seyretmediği tablodur. Belirtiler yetişkinlerde 2 yıldan fazla sürmelidir.

Anksiyete Bozuklukları

Anksiyete kavramı  genel anlamda nedeni bilinmeyen bir korku hali ve fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği bir tedirginlik ve korku hali olarak tanımlanabilir. Anksiyete sık görüldüğü ve yaşamın olağan bir parçası olduğu için her anksiyete durumu bir hastalık belirtisi olarak düşünülmemelidir. Belirtiler işlevselliği bozacak ölçüde olduğunda hastalık olarak değerlendirilmelidir.

1) Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Sürekli, aşırı ve durumla uyumlu olmayan bir kaygı hali söz konusudur. Endişe hali bu kişilerin yaşamına yayılmıştır ve olağan yaşam faaliyetlerini sürdürmelerini engelleyecek boyuttadır.Her durum için en kötü ihtimali düşünme söz  konusudur ve iyi bir olasılık bu kişiler için mümkün değildir. Tanı konabilmesi için, kontrol edilemez ve hayatın geneline yayılmış aşırı endişe halinin en az 6 ay boyunca sürmesi ve her gün zihni yoğun şekilde meşgul etmesi gerekmektedir. Yaşam boyu görülme sıklığı %- 5-6 civarındadır ve kadınlarda daha sık görüldüğü bilinmektedir. Genel olarak bu kişilerde “ya olursa” şeklinde düşünme hakimdir.

2) Sosyal Fobi(Toplumsal Kaygı Bozukluğu)

Başka insanlarla etkileşim gerektiren toplumsal içerikli durumlarda meydana gelen kaygı bozukluğudur. Örneğin; topluluk karşısında konuşmak gibi veya daha ağır ölçüde hemen hemen her sosyal etkileşimde kendini gösterebilen biçimleri mevcuttur. Toplumumuzda yaygın olarak görülmektedir ve kişinin yaşamının pek çok alanında kaygıya ve korkuya neden olduğu için hayat kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu belirtileri yaşayan kişiler sosyal ortamlarda oldukça gergin ve içe çekilmiş görünümdedir. Gruplara dahil olmak konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Sosyal fobinin oluşmasında genetik faktörlerin etkili olduğu bilinmekle birlikte pek çok sebebi bulunmaktadır. Genellikle ilk olarak ergenlik çağında ortaya çıkmaktadır. Bu kişiler sosyal ortamlarda yüzde kızarıklık, terleme, kalp çarpıntısı, aşırı terleme, karın ağrısı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi belirtiler yaşamaktadırlar. Fobilerinin mantık dışı olduğunu bilmelerine rağmen kontrol etmekte zorlanırlar.

3) Panik Bozukluk

Panik bozukluk ani başlangıçlı, tekrarlayıcı, yoğun bir dehşet, sıkıntı ve korku nöbeti olarak tanımlanabilir. En önemli özelliği ani başlangıçlı olmasıdır.  Belirtiler şiddetlenerek artış gösterir ve 10 dakika içerisinde en yüksek seviyesine ulaşır. Panik atağında yaşanan en tipik belirtiler şu şekildedir:

  • Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma
  • Nefesin kesilmesi, boğulur gibi olma
  • Kalp çarpıntısı
  • Uyuşma veya karıncalanma
  • Çıldırma korkusu
  • Öleceğini düşünme
  • Üşüme veya ateş basması
  • Yer ayağının altından kayıyormuş gibi hissetme

Panik atağında , var olan doğal ve zararsız belirtilerin yanlış ve felaketleştirici şekilde yorumlanması , ve bu yorumlama sonucunda yaşanan belirtilerde artış görülmesiyle meydana gelen  olumsuz bir tekrarlama döngüsü söz konusudur.Ataklar genellikle 20-35 yaş aralığında başlamaktadır ve kadınlarda 2-3 kat fazla görülmektedir. Tedavisi mümkün bir hastalıktır ve en etkili sonuçların ilaç+psikoterapi desteği ile elde edildiği görülmüştür. “Bilişsel Davranışçı Terapi” yönteminin Panik bozukluk üzerindeki etkisi kanıtlanmıştır.

        Panik Bozukluk iki şekilde görülebilmektedir: Agorafobili ve Agorafobisiz.

Agorafobi: Kişinin kendisi için güvenli bulduğu ortamlar dışındaki yerlere karşı korku, endişe utanç gibi duygular yaşamasına ve yardım sağlayamayabileceğini düşündüğü yerlerden kaçınması ile karakterize bir durumdur. Evden çıkmakta zorlanma, asansör, toplu taşıma ,uçak gibi araçlara binememe, kapalı alanlarda bulunamama örnek gösterilebilir. Agorafobi genellikle panik ataklarla birlikte ortaya çıkmaktadır.

4) Obsesif-Kompülsif Bozukluk( Saplantı-Zorlantı Bozukluğu)

Obsesyon: Mantıksız olduğu bilinmesine rağmen tekrarlayıcı ve zorlayıcı biçimde  zihne gelen, rahatsız olunmasına rağmen engellenemeyen, endişelendiren ve korkutan düşünceler ve dürtüler olarak tanımlanabilir. Obsesyonel düşünceler şunları içermektedir:

  • Düzen ve simetri ile ilgili düşünceler
  • Temizlikle ilgili düşünceler
  • Yaptığından emin olamama ile ilgili düşünceler,
  • Dini konularla ilgili düşünceler
  • Cinsel konularla ilgili düşünceler

Kompülsiyon:  Kişinin aklına gelen ve engelleyemediği takıntılı düşüncelerin yarattığı gerginliği gidermek amacı ile veya tamamen kişinin yapmak zorunda hissettiği ve mantıksız olduğu bilinmesine rağmen durdurulamayan hareket ve davranışlardır. Bazen kaçınma olarak da görülebilir. (Çizgilere basmadan yürüme gibi). Bazen de tekrarlayan davranışlar şeklinde kendini gösterir. Kompülsif davranışlar şunları içermektedir:

  • Temizlik kompülsiyonları (Sürekli el yıkama gibi)
  • Kontrol kompülsiyonları (Ocağı sürekli kontrol etme gibi)
  • Dini kompülsiyonlar
  • Cinsel kompülsiyonlar
  • Tekrarlarla ilgili kompülsiyonlar (ışığı üç kez açıp kapatma gibi)

Obsesif-Kompülsif bozukluk tanısı için hem obsesyonların hem de kompülsiyonların birlikte var olması gerekmektedir. Hastalığın toplum genelindeki yaygınlığı %2.5 civarındadır ve başlangıç yaş ortalaması 20 yaş civarıdır. Hastalığın gelişiminde genetik etkenler olduğu bilinmektedir.

Bazı alt tipleri aşağıda sıralanmıştır:

a) Beden Algısı Bozukluğu (Beden Dismorfik Bozukluğu)

Temelde kişinin fiziksel bir kusuru olmasa da veya hafif derecede  bir fiziksel kusurun var olduğu durumlarda, kişinin  dış görünüşü ile aşırı derecede meşgul olması ve uğraşması durumu olarak tanımlanabilir. Kişinin görünüşü normal olmasına rağmen kişi kendini bedensel olarak kusurlu veya eksik olarak gördüğü obsesyonel bir durumdur.

b) Biriktiricilik Bozukluğu

Kullanılır durumda olmayan, maddi değeri olmayan, gereksinim duyulmayan eşya ve nesnelerin alınması, saklanması ve biriktirilmesi durumudur. Kişiler bu nesnelerin elden çıkarılması konusunda oldukça zorluk yaşamaktadırlar.

c) Trikotillomani (Saç yolma)

Kişinin tekrarlayıcı olarak saç , kaş veya kirpik çekme durumu olarak tanımlanabilir. Ve bu duruma bağlı olarak saç kaybının meydana geldiği kompülsif bir tablodur.

d) Deri Yolma Bozukluğu

Herhangi bir cilt problemi olmaksızın, tekrarlayıcı ve kompülsif bir şekilde yolunması, kazınması veya sıkılması yoluyla kişinin derisinde belirgin bir doku hasarına yol açtığı tablodur.

Beslenme ve Yeme Bozuklukları 

Kişinin bedensel sağlığına zarar verecek ölçüde az veya aşırı yeme alışkanlığıdır. Kişinin beslenmeyi bilişsel olarak ele alış biçimi ve bedeniyle olan ilişkisinin bozulması ile karakterizedir. Kişinin duygusal problemleri ve düşük benlik saygısı ile yakından ilişkilidir. Bazı diyet davranışları tetikleyici rol oynayabilmektedir. Yeme bozukluğu alt tipleri şu şekildedir:

a) Pika: Kişinin besin niteliği taşımayan bir maddeyi( kağıt, kül, sabun gibi) en az bir ay süreyle tüketmesi durumudur. Genellikle çocuklarda görülmekle birlikte yetişkinlerde de görülebilmektedir.

b) Geri Çıkarma (Geviş Getirme) Bozukluğu: Kişinin fizyolojik bir probleme bağlı olmayan, sık sık yediği yemeği geri çıkarması durumudur. Kişi çıkardığı yiyeceği yeniden çiğneyebilmektedir.

c) Kaçıngan/Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu: Kişinin yemeye ilgi duymaması, buna bağlı belirgin şekilde kilo kaybı ve hatta  tüp yardımı ile beslenmeye bağlı kalma durumu ile karakterizedir.

d) Bulimiya Nevroza:  Kişinin yineleyici tıkanırcasına yeme ataklarının olması ve yemek yemeyi durduramadığı duygusu ile karakterizedir. Kişi kilo almamak için yeme atakları sonrasında  kendini kusturma, aşırı spor yapma gibi aşırı telafi edici davranışlarda bulunmaktadır. Bulimiya-Nevroza  grubundaki kişiler Anoreksiya’dan farklı olarak genellikle normal kilodadır ve bu nedenle diğer yeme bozukluklarına göre dışarıdan daha az fark edilmektedir. Bu kişiler aşerme- kusma-spor yapma ve suçluluk duyguları arasında gidip gelmektedirler.

e) Anoreksiya Nevroza: Kişinin gözle görülür ölçüde normalden düşük kiloda olmasına rağmen, kilo almak ve şişmanlamaktan çok korkması ve kilo almamaya çabalaması durumudur. Bu kişilerin beden algılarında problem vardır ve zayıf olmalarına rağmen hala şişman hissetme durumu yaşamaktadırlar. Anoreksiya Nevroza tedavi edilmediği durumda ciddi organ hasarlarına hatta ölüme sebebiyet verebilecek ciddiyette bir rahatsızlıktır.

f) Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu: Kişinin tıkanırcasına yeme dönemlerinin üç ay içerisinde en az haftada bir kez olması durumudur. Olağandan çok yeme, rahatsız edici derecede tokluk hissede kadar  yemeye devam etme, aç değilken yeme ve sonrasında yoğun suçluluk duygusu sıklıkla eşlikçidir.

                                                                                

Yazı içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yazıyı Paylaş

Psikoloğa Ücretsiz Soru Sormak İster Misin?

Tüm Soru-Cevapları Gör
jetklinik whatsapp